Sunduğu dilekçesinde, kocası ve kayınvalidesinin kendisine karşı psikolojik baskı, hakaret ve aşağılayıcı hareketler sergilediğini belirten kadın, “Eşim kendi ailesinin bana karşı hakaretlerine sessiz kalmaktadır. Düğünden sonra takılan tüm bilezik ve altınlarımı geri vermediler. Bu nedenle boşanmamıza karar verilmesini istiyorum. 100 bin lira tazminat ile nafaka talebim vardır” dedi.

Kocayı kusurlu sayarak açtığı boşanma davasını reddeden Aile Mahkemesi, tarafları ‘evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle’ boşanmasına karar vererek, davalı kocanın tazminat ödemesine hükmetti. Açıkladığı gerekçeli kararında, evlilik süresince kayınvalidenin gelinine sürekli hakaret ettiğini ve erkeğin de bu duruma sessiz kaldığını belirten mahkeme, kadının ayrı evde kalmasını beyan etmesine karşın erkeğin kış aylarında kendi ailesiyle birlikte oturma konusunda ısrarcı olduğu için tam kusurlu olduğunu açıkladı.

Davalı koca, yerel mahkemenin kararına itiraz ederek dava dosyasını Yargıtay’a taşıdı. Evliliğinin sadece 6 ay sürdüğünü temyiz dilekçesinde anlatan davalı koca, kararın kaldırılmasını istedi. Talebi değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin kendi annesinin eşine yönelik sürekli hakaret etmesine izin vermesinde ve eşini annesiyle birlikte sürekli aynı evde yaşamaya mecbur bırakmasında tam kusurlu olduğunu belirterek yerel mahkemenin kararını onadı. Kararı yorumlayan hukukçular, erkeğin annesinin hakaretine sessiz kalmasını kadına yönelik duygusal şiddet niteliğinde olduğunu ve kadını toplumda değersizleştirdiğini ifade ettiler.

İstanbul Barosu avukatı Dilek Yüksel, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Kayınvalidenin hakaretlerine eşin sessiz kalması duygusal şiddete yönelik bir davranıştır. Bu sebeple evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açılabilir. Bu durumu, yani kocanın ya da kadının ailesinin diğer eşe hakaret etmesine kayıtsız-sessiz kalması kusur olarak değerlendirirken toplumun bakış açısını da göz önünde bulundurmak gerekir. Nitekim karı-koca arasında yasalarda zikredilmeyen fakat toplum tarafından kabul görülen, toplumda beklenti doğuran yükümlülükler de bulunmaktadır. Yani toplum nazarında kadının ya da kocanın diğer eşe yapılan saygısızlığa, hakaretlere sessiz kalması kabul edilemez. Yargıtay'ın yerleşik kararı da bu yöndedir. Ayrıca hakaret kişilik haklarına saldırı teşkil ederek kadının kendisini değersiz hissetmesine yol açar. Kadın lehine manevi tazminata hükmedilir" dedi.

Isparta Barosu avukatı Serdar İpek ise, "Günümüz aile yapısı ve koşulları 30-40 yıl öncesinin aile yapısından farklıdır. Önceden taşrada ve köylerde yaşayan kişiler eşleriyle birlikte anne ve masasıyla aynı evde yaşamak zorunda kalıyordu. Ancak günümüzde evlenen bireylerin aileleriyle aynı evde yaşamasını beklemek çağın gereklerine ters düşmektedir. Evlenen bireylerin kendilerine ait yaşam alanı olmalı ve aile birliğini de bu yönde kurmalıdır. Yargıtay, söz konusu kararında bu hususta vurgu yapmaktadır. Yani bireyler evlendikten sonra kendi yaşantılarını kurmak zorundadır. Bu duruma aykırı davranışlar boşanma davasında kusur olarak kabul edilecektir. Kayınvalidenin gelinine hakaret etmesine eşin sessiz kalması olayında ise , bu davranışlara yol açan eş, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına zarar vereceği gibi, toplumun en temel yapı taşı olan aile kavramına da zarar getirecektir. Anayasamızın ve Türk Medeni Kanunu'nun ailenin korunmasına ilişkin öngörmüş olduğu düzenlemeler dikkate alındığında söz konusu Yargıtay kararında belirtilen hususlar yerinde ve dikkat çekicidir. Bu yükümlülükleri ihlal eden eşin kusurlu sayılacağı ve kusuru nedeniyle hakkında birtakım yaptırımlar uygulanması mümkün olacaktır" ifadesinde bulundu.